Cumartesi, Şubat 23

''Neden Ben?'' - Benim Çocuğum Film Yorumu - LGBT Üzerine

   Sanırım bu zamana kadarki en uzun yazı başlığım oldu bu. Ciddi bir konu. bu konu hakkında konuşmak için ''Benim Çocuğum'' filmine gitmeyi bekledim aslında. Film/Belgesel hakkında yorum yaparak görüşlerimi bildirmeyi tercih ettim.



  LGBT'nin ne olduğunu bilmeyenler için küçük bir açıklama yapmak gerekirse Lezbiyen Gay Biseksüel Transgender kelimelerinin baş harflerinden oluşuyor ve bu tarz cinsel kimliğe sahip olan insanları kapsıyor. Benim Çocuğum filmininde de çocukları lezbiyen olan, gay olan, transseksüel olan aileler ile yapılan belgeselden oluşuyor. Anne babaların yaşadığı duyguları çocuklarıyla olan ilişkilerini ve bu olay üzerine neler yaptıklarını birinci dilden dinleme fırsatına sahip oluyoruz. Ailelerimiz elalem korkusundan sıyrılıyorlar, her şey çocuğum için diyorlar ve çocuklarıyla birlikte bir derneğe katılıp sonuna kadar çocuklarının arkasında duruyorlar. Beni bu filme gitmeye iten şey ailelerin Türk aileler olması. Fakat tabii aileler, anne babaların duruşlarından olsun, konuşmalarından olsun kültürlü olduğu çok belli oluyordu. Toz pembe görünüm verebiliyor biraz izleyicilere. Ben film sonunda 'keşke bu tarz olaylar hep böyle sonuçlansa' dedim.

   Ne yazık ki her olay böyle sonuçlanmıyor. Filmde de bahsedilen transseksüel olduğu için 57 yerinden bıçaklanarak öldürülme olayından tutun bir çocuğun gay olduğu için amcası tarafından bilmem kaç kurşunla öldürülme olayına kadar bir çok habere şahitlik etmişliğim var.

  LGBT insanlarına karşı toplumumuzda inanılmaz bir nefret olduğu tartışılmaz bir şey. Ama her ne olursa olsun bir insanı sadece kendisi olduğu için öldürmek bana anca mağara insanlarının yapabileceği bir olay gibi geliyor. Başka bir açıklaması olamaz. O mağara insanlarına göre bu, temizlenmesi gereken din suçu, dine aykırı. Onlar öldürülmeli! Bu bir Müslümanın yapması gereken en önemli görev! Çevredeki hiçbir şey insanları rahatsız etmiyor ama onların giydikleri tüm insanlığın gözüne gözüne giriyor. Çevredeki bütün seslere eyvallah diyoruz ama onların ses tonlarını duyunca öldürmek geliyor içimizden. Ama emin olun sizin o beğenmediğiniz mahalle sohbetlerinize alay konusu ettiğiniz travestiler transseksüeller, onları öldüren, 57 yerinden bıçaklayan insansı yaratıklardan daha Müslüman, daha uysal.

  Peki ya onları destekleyenler? Onlara da LGBT gözüyle bakılması saçmalığı? Binevi 'düşmanımın dostu benim düşmanımdır' mantığı değil midir? Kabul edilemez, saçma bir mantık. Belki bana da bu mantıkla yaklaşacaksınız, çokta umurumda değil açıkçası. Bana yakıştıracağınız sıfatlar yüzünden insanlığın geldiği iğrenç noktadan bahsetmeyecek değilim.

  Toplumumuzda bu konular aslında hep geri plana atılan, sözü açıldığında 'aman sus' denilen konular bunlar. Sadece bunlar değil, Türkiye'de cinsellik konuşmak başlı başına bir ayıp! Halbuki bu çok yanlış. Aramızda olan insanları konuşmamak, onları yok saymak, onları dışlamak... Hiçbir şey katmaz ki bize. Geriye sürükler sadece.

   Nereye kadar devam edecek peki bu? Ne zaman bir uzlaşmaya gidilecek? Ne zaman duracak cinayetler, intiharlar? Kenneth James Weishuhn'u hatırlıyor musunuz? Hatırlamıyorsunuz tabii nereden hatırlayacaksınız. Yazın slaytlarını izleyip izleyip ağladım, zorbalıktan dolayı intihar eden 14 yaşındaki çocuk. Sözler Yeterli Olur Mu? başlığı altında yayınladığım bir de yazım var hatta. İleride yazacağım kitabımı ithaf edeceğim insan Kenneth. Abartıyor gibi görünebilirim, evet belki de öyle. Ama burada yanlış bir şeyler var ve ben bu yanlışa göz yummak istemiyorum. İnsanların kendi kendisine verdiği yargılama hakkına katlanmak istemiyorum.



  Belki diyeceksiniz, 'Kardeşim sadece bu insanlar mı ölüyor? Neden Afrika'daki insanlardan, sokakta yatan insanlardan bahsetmiyorsun?' Fakat olay şu ki, Afrika'da insanlardan herkes bahsediyor. Bir sürü yardım kuruluşları yardım sağlamak için çırpınıyor. Peki ya zorbalıktan ölen, aşağılandığı için intihar eden, sahip olduğu kişilikleri için aileleri tarafından öldürülen, çoğu içine kapanık insanlardan olan LGBT insanlarını kim destekliyor? Kim onlar için bir şeyler yapıyor? Ben belki zorbalığa kökünden çözüm bulup aileleri bilinçlendirme LGBT insanlarını hayata kazandırma yolunda tam bir başarı sağlayamayabilirim. Fakat, birilerinden ses çıkması lazım. Sen susarsan, ben susarsam, kim konuşacak?

  Hz. Muhammed (s.a.v)'in güzel bir sözü var: ''Sakın kınamayın; çünkü kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz.'' Bu sözün üstüne söylenecek hiçbir şey yok aslında. İnandığım bir şey var, bir gün sizinde çocuğunuz LGBT insanlarından birisi olabilir. Kızınız kendisini erkek gibi hissedebilir ya da oğlunuz kız gibi hissedebilir. Peki ya o zaman ne yapacaksınız? Ben söyleyeyim mi? O zamana kadar kınadığınız, tiksinerek yaklaştığınız travestiler, transseksüeller aklınıza gelecek ve pişman olacaksınız. Deli gibi pişman olacaksınız. Sizin de çocuğunuzu dışlayacaklar. Çocuğunuz ''Neden ben?'' diyecek size. İsyan edecek. Siz ne yapacaksınız?

  Kendinize yargılama hakkını vermeyin. Söyleyeceklerim bu kadarla sınırlı değil tabii. Konuyu uzatıp sıkıcı bir hale getirmek istemiyorum, herkesin sıkılmadan okuyup 'evet cidden doğru söylüyor olabilir' demesini istiyorum. Bu konuyu burada kapatmıyorum. LGBTlerin yaşadıklarını şeyleri gözlemlerimle size aktarmak istiyorum ileride. Okuduğunuz için teşekkür ederim!

























Cuma, Ocak 18

V.C. Andrews - Çatı | İnceleme

Kitap ile oldukça uyuştuğunu düşünüyorum bu şarkının. Tabii 'Oh Father' yerine 'Oh Mother' dersek daha uygun olur. :)

  Merhaba sevgili Sarımsak severler! TÜYAP Kitap Fuarı'ndan alma fırsatı yakaladığım Dollanganger serisinin ilk kitabınn incelemesini yapacağım bu yazıda. Dersler, sınavlar derken ne yazık ki yaklaşık bir ay aksayan bir inceleme yazısı bu yazı. Umarım bekletmeme değen bir yazı olur. :)

  İlk önce seri hakkında biraz bilgi vermek gerekirse Dollanganger ailesi serisi beş kitaptan oluşuyor. Fakat Türkiye'de ne yazık ki dört kitabı yayınlanmış. Son kitabını edindiğim bilgilere göre Andrews yazmaya başlamış fakat bitişini Andrew Neiderman gerçekleştirmiş. Bundan olsa gerek yayınevi çıkarmaya gerek duymadı diye tahmin ediyorum.

 Serinin ilk kitabının orjinal ismi 'Flowers in the Attic' yani 'Tavanarasındaki Çiçekler.' Bizdeki ismi ise 'Çatı' İki isimde oldukça uygun bence. Çatı isminin ayrı bir gizemliliği olduğu kesin. İnsanda merak uyandırıyor. Ama 'Tavanarasındaki Çiçekler' ismi de bir o kadar ilgi çekici.

Flowers in the Attic

Yukarıda Çatı kitabının orjinal kapağını görüyoruz. Kitabın konusu özetleyen bir kapak fakat biraz basit gibi. Bir D&R'da görsem, bir kitabın kapağına çok dikkat eden birisi olarak ilgimi çekmez bu kapak.


Bu da şu anki kapak. Her ne kadar bu da insanda aman aman bir merak uyandırmasa da orjinal kapağa göre daha iyi olduğunu düşünüyorum.

  Kitabımıza gelecek olursak eğer, konusu kısaca şöyle: Bir anne çocuklarını çatıya kilitliyor. Kitap çocukların Çatı'daki çöküşlerini ele alıyor. Anne tabii sürekli çocuklarına ümit veriyor, garibanları oyalayıp duruyor fakat onun asıl derdi para. Olay bu. :) İnsan durup 300 sayfada insan çocukların neler yaptığını okumaktan sıkılmaz mı, diye düşünüyor evet. Fakat sıkılmıyor. Çünkü Çatı'dakiler birer çocuk. Ergenliklerini ve büyüme çağlarını burada gerçekleştiriyorlar, kapalı bir odada. Vücutlarındaki değişimleri gözlüyorlar, büyüyorlar, olgunlaşıyorlar. Hal böyle olunca inanın 300 sayfanın nasıl geçtiğini anlamıyor insan.

  Kitap Altın Kitaplar'tan çıkmış. Altın Kitaplar'ın gerçekten kaliteli kitapları var ve bu da onlardan birisi. Çok ufak tefek yazım hataları var, onun dışında basımda herhangi bir sorun yok.
  Kitabın Goodreads puanı 3.67. Ortalama bir puan. Bana göre ortalamanın biraz üstünde bir kitap. Şöyle ki aslında bana da basit bir kitap gibi geldi ilk bölümde. (Hemen bahsedeyim, kitap iki ana bölüme ayrılıyor. Tabii tahmin edeceğiniz üzere asıl olaylar ikinci bölümde gerçekleşiyor.) Fakat ikinci bölüme geldiğimde yazarın zekice kurgusuna şahitlik ettim ve bu ortalamanın üstünde bir kitap olduğunu düşündürdü bana.

  Bazı yerlerde ufak tefek mantık hataları yakaladım. Ya da bazı yerlerde olayın daha aksiyonlu olarak gelişmesini bekledim, fakat bu da yazarın takdiri bir şey diyemeyiz. :)

  Kitapta olaylar yavaş gelişebilir ki bu da konuya göre oldukça normal bir şey. Yalnız yazarın olayları anlatma şeklini pek beğenmedim. Ben duygusal bir insanım ki bu kitabın da konusu gerçekten etkileyici, fakat etkilenmedim. Eğer bu olayları gerçekten yazar yaşadıysa duygularını tam olarak ifade etmek, tekrar o ana dönmek (!) istememiş olabilir bu yüzden soğuk bir tavır sergilemiş olabilir diye düşündüm. Ama belirttiğim gibi kitapta rahatsız edecek kıvamda anlatım soğuktu. Etkilenebileceğim olaylardan anlatım tarzı yüzünden etkilenmedim. Mesela The Help kitabındaki yazar öyle bir anlatım biçimine sahipti ki etkilenmeyecek bir şey olmasa bile insanın kalbine dokunan cümleleri vardı. Bu tarz bir anlatım olsaydı eminim ki Goodreads ortalaması 4'ün üzerinde olurdu. Yine de harika bir eser koymuş ortaya.

  Kitabın sonundaki yazarın notu okurlara 'Acaba gerçekten yazar bunları yaşamış mı?' diye düşündürüyor. Bu konu hakkında araştırma yapmadım fakat olası bir şey. Bu da tabii kitabı biraz daha çekici hale getiriyor.

  Benim kitaba Goodreads puanım 5 üzerinden 4. Okumanızı tavsiye ettiğim bir kitap. Çocukların gelişimlerini, büyümelerini güzel şekilde gözlem altına alan bir kitap. Tavsiyemdir :)

DİPNOT: Sırada, katıldığım kitap okuma yarışmasının kitapları var... Toplam on kitap ve gerçekten biraz ağır kitaplar. Umarım yarışmaya kadar yetiştirebilirim. Hemen ardından serinin diğer kitaplarını okumaya ve incelemesini yapmaya devam edeceğim.
DİPNOT: Blogumun artık yeni bir teması var! Tasarımı tek başıma yapamadım elbette, bana yardım eden Büşra Bal ablama gerçekten teşekkür ederim. Adeta tasarımı o gerçekleştirdi. :) Umarım beğenirsiniz!

Bir dahaki yazıya kadar görüşmek üzere Sarımsak severler! Kendinize iyi bakın!

Salı, Ocak 8

Her Şey... Biter Mi?


Bazen bir şarkı çalar ve bir şeyler yazmak isterseniz. Dünyadan kopmak isterseniz. Duygularınızı, hissettiklerinizi ifade etmek isterseniz birden...


  Bazı şeylerin hiçbir zaman bitmeyeceğini düşünürüz. İlk günkü gibi devam edeceğini sanırız. Dostlukların, aşkların... İlk günkü heyecanını, tazeliğini her zaman koruyacağını zannederiz. Ama... Sonra görürüz ki....

  ''Neden?'' diye sorarız ilk önce. Neden? Neden böyle oldu? Sebebi ne? Cevap gelmez karşımızdan, yüzleştiğimiz aynadan. O da soruların aynısı bize yöneltir. ''Neden?'' diye sorar tekrar bize. Soruları sadece aynayla paylaşabiliriz. Çünkü aynı soruları hiçbir şeyin farkında olmayan sevgilimize, dostumuza yöneltmek istemeyiz. O halde bile onları düşünürüz, üzülmelerini istemeyiz.

  Ne güzeldi değil mi o ilk öpücük? İlk sinema. Hala saklamaya devam ettiğiniz ilk sinema bileti.
  Her düşündüğünüzde hüzünlendiğiniz anılar. Ardından gelen sessiz hıçkırıklar, bir iki göz yaşı. Tekrar sorarsınız, Neden?

  Düzeltmeye çalışırsınız bu berbat durumu. Bu kararsızlığı. Bu duyguların sona erişini. Çabalarsınız, ama bitmiştir işte her şey. Artık o ilk öpücüğü hatırladığınızda sevinçten havalara uçmazsınız. İlk sinema gününüzde el ele tutuşmanız aklınıza gelince buruk bir gülümse ile karşılık verirsiniz o güzel anılara. Çünkü her şey bitmiştir artık. Anlam veremediğiniz bir sebepten dolayı...

  Kabul etmek istemezsiniz ilk önce. ''Hayır!'' dersiniz. ''Yanılıyorum. Her şeyin bittiği filan yok. Sadece kafamda yarattığım saçma kuruntularım!' diyerek söz geçirmeye çalışırsınız kendinize. Ama içten içe bilirsiniz ki... Her şey... Bitmiştir.'' 

  Her şey bitmişken ve o hiçbir şeyin farkında değilken yavaş yavaş uzaklaştığınızı fark edersiniz ondan. Artık çıkma tekliflerini geri çevirir hale gelir, kabul etseniz dahi beraber geçirdiğiniz zamanın bir anlamı kalmaz.

  Siz ilişkinizi kurtarmaya çalışırken acı gerçekler her geçen gün daha da belirgin hale gelmeye başlar. Hiçbir zaman bitmeyeceğini düşündüğünüz ilişki çıkmaza girer. Buraya kadar olduğunu düşünürsünüz. Kafanızda artık tek bir soru vardır: Her Şey... Gerçekten Biter Mi? 


Dipnot: Yazı sonuna kadar her bitişinde başa sarıp dinlediğim, yazıma ilham veren Beam Me Up şarkısı için Pink'e minnettarım. O benim en büyük idollerimden birisi...
Dipnot: 'Çıkmak' kelimesini Türkiye'de kullanılan anlamıyla kullanmadım. Hani şu filmlerde izlediğimiz 'çıkmak' deyince akla gelen yemeğe gitmek olayını yükledim bu kavrama.

Pazar, Ocak 6

2013 Dilekleri

Mayıs ayında gelmesi beklenen ama kesin olmayan Rihanna ile giriş yapmak istedim yılın ilk yazısına. Shine bright like a diamond :)



  Yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl, yeni yıl  bizlere mutlu olsun çıkı cık cık. Yeni yıl x4 bizlere kutlu olsun çıkı cık cık. 

  Bayanlar ve baylar, son dakika gelişmesini hemen sizlere paylaşmak istiyorum! Sarımsak bir yıl aradan sonra tekrar geri döndü!!! (Çaktırmayın sevgili okurlarım. Bu sene kimseye -seneye görüşürüz- esprisi yapamadım hevesim kursağımda kaldı. Acısını sizden çıkarmak istemezdim ama yazık bana da.)

  Bu yılın ilk yazısında 2013 hakkındaki dileklerimden, 2013'de ne beklediğimden filan bahsedeceğim. Hani belki olur da gerçekleşir. Bir umut. Hem de şöyle güzel bir istediğim kişisel şeylerden oluşan top3 listesi hazırlayacağım, zira doğum günüme üç aydan az zaman kaldı. Hediye için bir fikir edinmiş olursunuz. Hem bu doğum günü saçmalığına neden bu kadar önem verdiğimi anlatırım o vesileyle.

  Ben her zaman yeni başlangıçlar yapmaktan hoşlanmışımdır. Yeni yıl, yeni başlangıç. Yeni hafta, yeni başlangıç. Yeni ay yeni başlangıç gibi. ''Şimdi artık eskisi gibi olmayacağım.'' ya da ''Yaptığım hataları yarından itibaren yapmamaya çalışacağım.'' gibi. Aslında her insan yapmalı bu yöntemi. Çünkü bu sizin hayattan ümidi kesmediğini, kendinizi geliştirmek adına bir şeyler yapmaya çalıştığınızı gösterir. Umarım yeni yılda yeni başlangıçlar yapmayı başarmışsınızdır.

  Şüphesiz bu yıldan en büyük beklentim, karaktersiz, kişiliği yerine oturmamış insanlarla karşılaşmamam. Sanırım böyle bir şey imkansız. Çünkü İstanbul gibi metropol bir şehirde her türden insan var ne yazık ki. Kafanı nereye atsan kişiliği beş para etmez insanlarla karşılaşıyorsun. Yüzsüz insanlarla, iki yüzlü insanlarla. Dün arkasından tonlarca şey saydırırken ertesi gün orada burada 'O beniimm bir taneemm' diyen insanlarla. Tabii ki onların ne yaptığı beni ilgilendirmez. Benim isteğim sadece onlarla karşılaşmamak. Benden uzak dursunlar başka bir şey istemem. Umarım yüzsüzlükte nam salmış, karakterini anlamaya çalışırken karaktersiz olduğunu gördüğümüz insanlarla karşılaşmayız.
  Diğer bir önemli dileğim ise elbette ki hayallerimin gerçekleşmesi. İnatla hayallerimden vazgeçmeyenler arasındayım. 'Ne olursa olsun şu uyduruk hayallerini gerçekleştirmelisin!' diyorum her seferinde. Öyle ki New York Times meydanının fotoğrafını panoma yapıştırmış adamım derslerime çalışırken motive olup hayallerimi gerçekleştirmeye bir adım daha yaklaşabileyim diye. Kafayı da yemiş olabilirim. Emin değilim. Umarım bu yıl hayallerimizi gerçekleştirmeyi başarabildiğimiz bir yıl olur.
  Bana yapılan iyi veya kötü şeyleri asla unutmam. O kişiye her bakışımda bir film şeridi gibi bana yaptıkları geçer gözümün önünden. İyi şeyleri dokunduysa ona yardım edebilmek için her şeyi yaparım. Fakat kötü bir şeyleri dokunduysa ağzıyla kuş tutsa bile içimde bir kırgınlık, bir tavır olur hep. Bu iyi bir şey mi bilmiyorum fakat umarım bu yıl kötülükleri dokunan insanlardan çok iyiliği dokunan insanlarla karşılaşırız ve umarım hep iyiliği dokunan insanlarla beraber oluruz. Dostlarımızla... :)

 
Vee sıra geldi bu yıl öküz gibi istediklerimden oluşan top3 listesine!

                                                              1. Kulaklık
Bakın ne kadar güzel duruyor. Doğum günü hediyesi için inanılmaz bir hediye! Bana alın diye demiyorum, bir fikir olarak aklınızda bulunsun diye diyorum. Yoksa bana almasanız da olur tabii (!) Buradan inceleyebilirsiniz.

2. Twister Dance
Bakın şunun güzelliğine. Her ne kadar süper bir dansçı olmasam da sıkıldıkça açıp dans edebilmeyi isterdim. Hem içindeki şarkılara bağlı kalmak zorunda değilsin, sen de şarkı ekleyebiliyorsun! Buradan inceleyebilirsiniz!

3. Britney-Madonna Ürünleri ve Bir Kütüphane Dolusu Kitap

Şöyle bir bakınca bu sene isteklerim baya bir azalmış durumda. Bu son maddeyi de yapmış olmak için yaptım                                  
              açıkçası. Ama işin doğrusu Britney ürünlerine ve kitaplara hiçbir zaman hayır demem!

  Ve evet, neden hediyelere bu kadar çok değer verdiğime gelirsek eğer, şu ölümlü dünyada yılın bir gününü doyasıya mutlu geçirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Ve bu mutlu günü kutlamak adına hediye benim için olmazsa olmaz. Yani yıl bir günü hediye isteyerek yüzsüzlük yaptığımı düşünmüyorum açıkçası. Yazık bana da, yılda bir kez mutlu olmaya hakkım yok mu yani? Masum kedi tarzı bir paragraf oldu bu.

  Son olarak arkadaşımın önerisi üzerine yapacağım bir uygulama var. Her yazının sonunda bir kitap tanıtacağım. Zevkli olacak gibi! Ve ilk kitabımız:

                                                        Marilyn - Aşk... Ölene Dek

       
                                                                    Yazar: Alfonso Signorini
                                                                    Yayınevi: Turkuvaz Kitap
                                                                    Sayfa Sayısı: 238


Tanıtım Yazısı:

Ünlü gazatesi Alfonso Signorini'nin kaleminden İtalya'da çok satanlar listesinde uzun süre bir numara kalan yepyeni bir biyografik roman.

Maria Callas ve Chanel'den sonra bu kez de gelmiş geçmiş en büyük Hollywood yıldızının acılarla, aşklarla, başarılarla ve milyonlarca hayranla sarılı yaşamının hiç bilmediğiniz noktalarını, nefis bir roman tadında, bir solukta okuyacaksınız...

Norma Jeane'in yetim gibi geçen acılı çocukluğundan, zorla evlendirilmesine; mankenlikten figüranlığa; seks sembolü oluşundan dünyanın en çok tanınan efsanevi Hollywood tanrıçası olmasına kadar geçen hayatı ve gizemli ölümünün perde arkası...

''Şöhret harikadır ama soğuk bir gecede ona sarınamazsınız.''

''Güzellik ve kadınsılık yaşla ilgili değildir ve inşa edilemez. Fabrikatörler bana kızacak ama çekicilik de üretilebilecek bir eşya değildir. Gerçek çekicilik bütünüyle kadınlıkta yatar.''


  Benim uzun süredir merak ettiğim bir kitap aslında. Marilyn'nin hayatına karşı bir merakım var. Sanırım bu merakımı tatmin edecek en güzel kitaplardan birisi bu. Fiyatı 24.90 TL. İçinde fotoğraflar olduğu için ve ciltli olduğu için fiyatı biraz pahalı gelebilir. Ama güzel bir biyografik roman gibi gözüküyor. Okumaya değer!
  Evet Sarımsak severler. Yılın ilk yazısının sonuna geldik! Çoğumuz yoğun bir sınav haftasına giriş yapacağız yarın. Onun için birazdan gidip yoğun bir şekilde felsefe çalışacağım! Siz de yazımı okuyun ki sınav haftasına başlamadan önce motivasyonunuzu sağlayın :P Kendinize iyi bakın!




Perşembe, Aralık 27

2012 Yılını Geride Bırakırken...

Yeni yıl yaklaşıyor! Büyük ihtimalle bu yazı yılın son yazısı olacak. :) Yılı güzel bir yazı ve güzel bir şarkı ile bitirmek istedim. Beğenmeniz dileğiyle! Have a holly jolly Christmas!

  Yeni bir yıl bana her zaman yeni bir sayfa gelmiştir. Hatalarımı düzeltmem için, hayata yeniden başlamak için yeni bir sayfa. 'Bu yeni yılın daha verimli olması için çabalayacağım' diyorum ben mesela bu 'yeni sayfa'yı karşılarken.
  Yeni bir sayfaya başlarken önceki sayfaların bıraktığı izler silinmeyecek ne yazık ki. Onlar hep peşimizden bir gölge gibi gelmeye devam edecek, hayatımızın kötü bir parçası olarak. Ama bu sayede iyinin, iyi şeylerin değerini daha çok anlayabileceğiz. Kıtlık yaşamadıkça insan nereden bilebilir zenginliğin değerini? Yaşanan kötü şeylerin insanı daha güçlü kılacağına inanırım. Hayata karşı daha mücadeleci olabileceğine inanırım. O yüzden yaşadıklarımızdan ders çıkarmaktan daha öte 'Bu olay beni güçlendirdi.' diyebilmeliyiz, demeliyiz. Britney'nin dediği gibi: 'Stronger than yesterday!' 
  Yeni bir yıl demek aynı zamanda yeni umutlar, yeni hayaller demek. :) Belki iyi bir üniversite hayali, belki güzel bir yaz tatili hayali, belki de sadece huzurlu bir yıl geçirmenin hayali...

  Bu seneki yeni yıl yazım kısa oldu. Siz bundan memnun kalmazsanız diye geçen seneki yazımın linkini paylaşacaktım ki yazıyı okuduktan sonra vazgeçtim. Daldan dala atlamışım adeta yazıda. Çok yetersiz. Sizinle burada bir kere daha paylaşıp rezil olmaya niyetim yok.
  Her neyse, koskoca bir yılı daha geride bıraktık Sarımsak severler. Bazılarımız için iyi bazılarımız için kötü bir yıl oldu ama umarım 2013 yılı hepimizin istediği gibi bir yıl olur. Kendinize iyi bakın ve yeni yılda hayallerinizin peşinden koşmaya devam edin!
  Seneye görüşürüz! :P xxx








Salı, Aralık 18

''Değişim Bir Fısıltıyla Başlar''


 Az sonra bahsedeceğim kitapta geçen bir şarkı... Kitabın havasını verebilmek istiyorum. Yazılarımı okurken kısık seste paylaştığım şarkılara da kulak verirseniz gerçekten yazılarımı 'hissedebilirsiniz.'  Bu şarkıları rastgele seçmiyorum. :) İyi dinlemeler!


  Her okunan kitabın az da olsa bize bir şeyler katacağını düşünenler arasındayım. Bir fikir, bir düşünce tarzı ya da hiç yoktan doğru cümle kurmayı, imla kurallarını öğretir basit bir kitap. Dizüstü Edebiyatı saçmalığı denilen bir 'moda' dolaşıyor ortalıklarda. Hani bütün ergenlerin elinde olan şu basit mizah anlayışına sahip PuCCa'lar... Onlar size nasıl ağda almanız haricinde hiçbir şey öğretmez bunu söylemeliyim. Zaten gerçekten kitap okuyan birisi bu kitaplara elini bile sürmez. Dikkat ederseniz bu kitapları okuyanlar da zaten fazla kitap okumayan insanlardan oluşuyor. Her neyse, günlük 'dizüstü edebiyatına olan nefretimi' kustuktan sonra asıl konumuz olan kitaba geçebiliriz. 

  Duyguların Rengi... Kitabımızın adı. Hayatımda okuduğum en kaliteli kitaplar listesinde kuşkusuz ilk üçte bu kitap. Gerek konusu, gerek dili açısından adeta insanın içine işliyor, kalbine dokunuyor. 
  Kitabın konusu ırk ayrımcılığı. Siyahların ezildiği bir dönemi ve toplumu ele alıyor yazarımız. Siyahi yardımcıların yaşadıklarını az çok tanıklık edebiliyoruz kitapta. Ama kitap yazarı 'beyaz' kadınlarından birisi olduğu için tabii ki sadece gözlemlerini bize aktarabiliyor. Bir siyahi olmadığımız için onların yaşadıklarını hiçbir zaman tam anlamıyla anlayamayacağız fakat pek güzel şeyler yaşamadıkları apaçık ortada.
  Kitabın derinliklerine fazla inmek istemiyorum fakat bir beyaz kadın ve yaklaşık bir düzine siyahi kadın birlik olup bir kitap yazıyorlar. Ve tabii işler biraz karışıyor. Aslında ben kitabın sonunu biraz daha farklı biteceğini düşünüyordum. 'Kitap çıkardılar her şey değişti!' gibi bir şey olacak diye düşünüyordum aslında. Yani çocuk hikayelerinde hep öyle olur. Ama tabii biraz daha gerçekçi yazılmasından kaynaklandığından olsa gerek 'bir kitap yazıldığı ve artık dünya siyahileri dışlamıyor' gibi bir son yoktu. Ama yine de biraz farklı bir son bekliyordum.



  Kitap akıcı ve 'okudum bitti iki günde, çok heyecanlıydı' dedirtecek bir kitap değil. Yavaş yavaş ve özümsenerek okunması gereken bir kitap. Zira ben o kadar özümsedim ki kitabı bir ayda bitirebildim! :( Ama hep sınavlar, hep...
  Aibeen'ın Küçük Kız'a söylediği cümleler ve anlattığı hikayeler beni çok ama çok duygulandırdı, kalbime dokundu adeta. Gözlerim doldu bazen. Bazen de utanmadan ağladım. Keşke bir hikayenin altını çizmiş olsaydım da sizinle paylaşabilseydim... Onun yerine kitabı almanızı tavsiye ederim. Boş bir kitap değil kesinlikle.

  Arkadaşlarımın kapağındaki dört kadını görüp 'kadın kitabı' yakıştırmasını kesinlikle doğru bulmadığımı söylemeden geçmemeliyim. Irkçılığın cinsiyeti olmaz.
  Kısa zamanda filmini de izlemeyi düşünüyorum fakat okumak daha faydalıdır unutmayın.

  Kitap yorumlama yazımı 18 Aralık'ta yazmış bulunuyorum! Şu üç günlük dünyada bu kitabı okuyun derim! :)) Önceki yazı da bahsettiğim ve yapmak istediğim esprimi de yaptığıma göre iyi geceler Sarımsak okurları!

  Bu arada şunu söylemeliyim ki blogum her geçen gün daha fazla insana ulaşıyor, daha fazla takipçi ediniyor ve daha fazla insana ilham veriyor. Blogumun birinci yılında üç kişiye ilham verip blog açmalarını sağladı bile! Bu çok gurur verici! Teşekkür ederim Sarımsak severler... :)

Pazar, Aralık 9

Sarımsak Bir Yaşında!


  Bugünkü şarkımız Madonna'dan olsun istedim. Biz daha anne rahmine düşmeden önce, sperm bile değilken Madonna dünyayı sallıyordu. Şimdiki bit yenikleri de Madonna'nın hiçbir zaman başarılı olmadığını söylüyor. Ah ah... Her neyse, iyi dinlemeler!

  Merhaba blog severler! Bugün günlerden 9 Aralık 2012. Blogumu açmamın üstünden tam tamına bir yıl geçti! Sarımsak bir yaşında artık!
  Gerçeği söylemek gerekirse, bu blogu açarken bu kadar ilerleyeceğini hayal bile edemiyordum. Tamam Türkiye çapında tanınmış bir blogger filan değilim ama bir yılda yaklaşık 6.000 gösterime ulaşmak, yardımsız, reklamsız, hiçbir sayfaya başvurmadan, 'blogumu paylaşın' diye yırtınmadan, Facebook'da 180 arkadaşla, Twitter'dan 600 takipçiyle -600 takipçi olduğuna bakmayın, blogum Facebook üzerinden daha çok giriliyor- sağlam bir 'çevre' olmadan ulaşmak bence kolay değil. Ya da ben kendimi avutuyorum, ama kolay olmadığı düşünmekteyim.

  Blogumu açtığım günü çok iyi hatırlıyorum. Günlük tutmaktan vazgeçmiştim ve blog açmaya karar vermiştim.  Tabii ki ilk başlarda çoğu insan gibi 'Kimse girmese de olur ben içime dökmek için açıyorum.' havalarını takındım. Tabii ki öyle olmuyor. İnsanlar blogunuza girince, yazdıklarınızı okuyunca mutlu oluyor. :) Kaldı ki bir yıldır burada olmamın en büyük sebebi insanların blogumu ziyaret etmesi. Siz olmasaydınız bu blog bu kadar uzun ömürlü olamazdı. İyi ki varsınız.

  Bloguma isim bulmak ise o kadar zor olmadı aslında. İsim bulduğum günü de çok iyi hatırlıyorum. 'Günlüğü' kısmı hazırdı fakat ne günlüğü olacağı aklımda yoktu. Bir gün okuldan dönerken, ev yolundaki son dönemece girdiğim zaman aklıma gelmişti 'Sarımsak' ismi. O kadar net hatırlıyorum :)

  Bu blog bana çok şey kattı ve katmaya devam edecektir. Umuyorum ki okuyanlara da bir şey katmıştır. Çünkü 'günlük' başlığı altında biraz duygularınıza söylemek isteyip söylemediklerinize tercüman da olmaya çalıştım. En çokta ortak ergen duygularımızı paylaştık beraber :)

  Bir çok bloga da ilham kaynağı olduğumu düşünüyorum aslında. Hiçbir zaman burnum havada olmadı, olmayacak. Bunu da bu amaçla söylemiyorum fakat inanıyorum ki insanları 'yazmaya' itti bu blog.

  Tabii siz blog okurlarına bir de sürprizim yaptım ve 1. yıl olması şerefine +2 yazı daha yayınladım! İşte buradalar:

1. Televizyon Asosyalliği
2. Yağmur Altında Islanma Fantezisi 
Bu iki yazıyı şiddetle okumanızı tavsiye ederim! Yazmış olmak için yazdığım kıytırık yazılar değiller. Mutlaka okumalısınız ve tabii en önemlisi yorum bırakmayı unutmayın!

  Evet Sarımsak artık bir yaşında! Hepinize teşekkür ederim! Siz olmasaydınız bu blog olmazdı. İyi ki varsınız Sarımsak severler! Hep birlikte olmak dileğiyle... :)

Bulamadın mı?

DMCA Protection