Ağaçtaki - Intet / Janne Teller

Author: Sarımsak /

                                                     

  ''Yaşam bana sunuldu
   Ad bana geçirildi
   Beden bana dayatıldı.'' diyor kitabında Edouard Leve. İnançlara göre, doğmadan önce ruhumuzla bir seçim yapıyoruz. ''Yaşamayı'' seçiyoruz. (Gerçi Afrika'daki hangi insan böyle bir hayatı yaşamayı tercih edebilir, bilinmez, zaten orası ayrı bir dini tartışma.) Yaşamak... ''İşte tüm mesele bu.''

  Ağaçtaki kitabının karakteri Anthon ''Hiçbir şeyin anlamı yok.'' diyerek çıkışıyor birden arkadaşlarına, herkese. ''Hiçbir şeyin anlamı yoksa bir şey yapmanın da anlamı yok.'' diyerek de okuldan ayrılıp bir erik ağacına çıkıyor. Gelen geçene erik fırlatıyor psikopat nihilist karakterimiz. Okulda arkadaşları fatal error veriyor, şoka giriyorlar. 'Olmaz öyle şey. Biz büyüyünce -birisi- olacağız, -bir şey- olacağız.' diyerek nihilist dalgalara karşı kulaç atıyorlar. Dalgalar kuvvetli, arkada tsunami var. Diyorlar ki, bu böyle olmaz. Mutlaka bir şeylerin anlamı olmalı. Biz en iyisi anlamı olan bir şeyler bulalım sonra Anthon'a gösterelim şu çocuğu bir imana getirelim, diyorlar. Bu arkadaş grubu yaklaşık iki, iki buçuk mevsim boyunca -anlam- arıyorlar. Sırf Anthon'nun düşüncesini boşa çıkarabilmek için.

  Kitabımızın konusu böyle. Kitap zaten ince bir şey. Bir oturuşta bitirebilir.

  Sanırım kitap bir ara yasaklı kalmış. Nedenini tahmin etmek zor değil. Tahminimce yazar ateist. Eh önümüzde de nihilizm içerikli bir kitap var. Dinlere sataşmadan olur mu? Olmaz. Aslında sataşma demeyelim, dalgaya vurmak diyelim. Çarmıha gerilmiş İsa heykelinin üstüne köpek işemesi muhafazalar Hıristiyanları kızdırabilecek türden. Aynı zamanda Müslüman Hüseyin'in iki gün boyunca dini sebeplerden ötürü cezalı kalması, Müslümanların gaddar olduğunu düşündürebilir, yanlış izlenim verebilir. Ama bu yanlış izlenim bir ilk değil elbette. Dünyaca ünlü bir filmin (sanırım James Bond idi) İstanbul'da çekilen sahnesindeki halkımız maşallah MÖ'den kalma insanlar gibi. Her neyse. Ben herhangi bir noktada rahatsızlık duymadım. Saygısızlık olarak değerlendiren insanlar elbette çoktur fakat doğudaki Müslümanların şeriat yönetiminde yaptıklarını düşünürsek, internette biraz araştırıp yine aynı Müslümanların küçücük bebekleri rehin aldıklarını görürsek, Müslümanların 'din için Allah için' diyerek adamların kellelerini oyuncak gibi kesip şov yaptığı videoları izlersek, Hüseyin'in, seccadesini verdiği için iki gün boyunca ceza almasına çıkacak sesimiz kalır mı, bilmem. Aynı şekilde çarmıha gerilmiş İsa heykeli de bir semboldür. Köpek bu, heykele de işer, kiliseye de işer. Ha eğer heykele işeyen bir insan bir genç olsaydı durum farklı olurdu. Ama bu sadece heykele havlayıp duran bir köpek. Muhafazakar kesimi vakti zamanında fazla kızdırmış ki yasaklı kalmış kitap. Kızdırmaya da elbette devam edecektir. Benim gibi 'geniş' insanlar da kitabın tadını çıkaracaktır, tebessümle tepki verip çok takılmadan okuyup geçecektir.

  Ben kitabı beğendim. Karakterlerin, özellikle Sofie'nin kararlığı beni kendisine hayran bıraktı. 'Anlam'ı aramaya fena kaptırmış bizim kızımız. Spoilera girer mi pek bilmem ama kitapta katılmadığım bir görüş var. Şöyle ki, Anthon, gençlerin bulduğu 'anlamı' eleştirirken, -eğer gerçekten bunun bir anlamı olsaydı gazeteciler ilgi göstermeye devam ederdi- diyor. Katılmadığım nokta bu. Anlamı anlam yapan ona gösterilen ilgi değil bence. Anlam sıradan bir şeydir, değeri sadece o yok olduğunda geride bıraktığı büyük boşluğa bakınca anlaşılır, diye düşünüyorum. Gel gelelim Anthon'un ''Hiçbir anlamı yok onun; olsaydı, satmazdınız zaten.'' cümlesine de sonuna kadar katılıyorum.

''Ölmek o kadar kolaysa bunun nedeni bir anlamı olmamasıdır.''


  Goodreads puanım 5. ON8'den çıkan en kaliteli, en iyi kitaplardan birisi kesinlikle. Mutlaka alıp okunmalı. Bitirdikten sonra da uzunca bir düşünmeli 'anlam'ı.
  Okuyun, okutturun efenim.


Tanıtım Yazısı

''Kızmaya değer şeyler olacaksa, sevinmeye değer şeyler de olacaktır. Sevinmeye değer şeyler olacaksa, demek ki o şeylerin de bir olacaktır. Ama öyle şeyler yok bu dünyada!'' Sesini bir ton daha yükseltip, ''Birkaç yıl sonra hepiniz ölecek, unutulacak ve hiçbir şey olacaksınız; onun için, kendinizi buna bir an önce alıştırmaya bakın!'' dedi. İşte o an, Pierre Anthon'u o erik ağacından bir an önce indirmemiz gerektiğini anladık.

Daha fazla detay için tıklayın!

1 yorum:

ON8 dedi ki...

Hakan İlker Çetinkaya'dan 5 aldıysak, bir şeyler doğru demektir! :) Çok teşekkürler.

Yorum Gönder